Sevgililer Günü. Sanırım bir kere kutladım, onu da hatırlamıyorum. Harika bir kış günüydü. O zamanlar, kardeşim ile birlikte İstanbul’da bir ev tutmuştuk. Merter denilen yerdeydi, hemen Tozkoparan yüzme havuzunun yanındaydı, kısa süre de olsa, en kötü halim de olsa, orayı sevmiştim. Evim dediğim bir yere, ilk defa misafir olmuştu. Son kez birlikte uyuduk. Sonrası varsa…
Discharged.
Sonunda, bu sabah eve geldim. Dün, ne kötü bir gündü. Kendimi eğlendirmek için, başka katlara kaçıp, hemşireleri deli etmek gibi bir planım vardı, beni yıkayacaklarını duyunca, gerçek oldu. Bakım servisleri, hemen hemen aynıdır. Hastane, akıl hastanesi, kreş. Bunların hepsinde, bakım hizmeti görecek kişi, bir sorumlunun direkt denetimi altandadır. Buna Primary denir. Benim ilk Primary’im Blake’ti…
Blue Fades.
Tüm renklerin, en çok da mavi olanların solmak üzere olduğu günler. Bu yıla, hastane ziyareti yok diye başlayıp, ilk moral bozukluğunda, kendimi yine yerlerde bulmam, gerçekten inanılır gibi değil. Aslında, konu ben olunca, bir o kadar da inanılabilir. İki gün önce, koroner servisinde, hemşirelerle oynuyordum yine. Bugünkü gelişimde ise (aslında dün galiba) elimde patladı, herkes…
Cruise.
Yıllar böyle geçti, kalan yıllar da hep böyle geçecek hezeyanlarım tuttu yine bugün. Biliyorum tek yol iyileşmem, iyi olmam ama ya iyi olur da ya yine yanımda bulamazsam. Bir hayatı onsuz geçirirsem. Yeniden yanında olacağım gün, ya Peter Pan Sendromunum en az dozuna maruz kalıp, ya beni yine de beğenmezse. 12 gündür hasta olmadım. Ne…
Peter Pan Syndrome.
Bazı insanların “Merhaba” demesi bile yetiyor bugünlerde. Öyle güvende hissettiriyor ki anlatamam. Hala PTSD’dayım sanırım. İyi davranan sağlık çalışanı beni mutlu ediyor. Ya sistemden ne gibi zorluklar çektiğimi görüyorlar ya da çocuksu olduğumu fark ediyorlar, iyi davranıyorlar. %90’ı iyi sağlık çalışanlarının ama bazen geri kalan %10’u can sıkıyor. Dün fiziksel terapime gittim. Herkes adımla sesleniyor….
Apples to Apples.
Son zamanlarda, öyle çok uyuyup, öyle çok tatil yaptım ki, yarından itibaren yoğun iş temposuna nasıl ayak uyduracağımı bilmiyorum. 12 saat uyumuşum. Dün en son Apples to Apples oynuyorduk. Diğer bir yandan da kar manzarası izliyorduk. Nasıl huzurlu hissettiysem, oyun bittiğinde, mutlu bir şekilde uzanmışım. Uzanmış, Panda’ya karışmışım… Panda’nın kucağında uyandım tuhaf bir şekilde. Hasta…
Happy New Year!
Sabah 6’da, ben açıyorum kreşi. Kimsecikler yok. Pazartesi de böyle olmuş, ilk bebek saat 10’da gelmiş, ben de bir ton küfretmiştim. Yine aynısı bugün. Umarım kimse gelmez de, eve erken giderim. Türkiye yeni yıla girerken, ailemle online olarak kutlarım. Dün gece de, Panda ile beraberdim. Ona, dava istemiyorum, zaten hasta hakları canlarını yakacak, bundan geri…
Promise.
Zaman algısının, kaybolduğu günler. Ne zaman Noel, ne zaman Yeni Yıl, hangi gün çalışıyoruz, hangi gün çalışmıyoruz, bunlar hep karıştı. Şu an ise, sıcacık yatağıma oturmuş, uyumak için, hazırlık yapıyorum. Nasıl bir virüs dolaşıyor bilmiyorum ama bu seferki, kasların ağrımasına da neden oluyor. Bugün, çalışmamam iyi oldu, yarın da çalışmayacağım muhtemelen. Yeni yıl günü, hangi…
Go Broc the World!
Şunu anladım ki, benim için en tehlikeli anlar, en mutlu olduklarım. Sonrasında düşmek için çok yüksek bir mesafeden çakılıyorum. Hastalığımın bir parçası. Noel sonrası, yine böyle oldu. Kaç gündür moralim bozuktu ve uyuyordum. Dışarıdaki rüzgar sesi olmasa, şu anda da uyuyor olacaktım. Gece uyuyamadığım zamanlarda, hep aklıma kötü şeyler gelir. 2025, ne kötü bir yıldın,…
Love O’Clock.
Noel, Oyuncak Krallık’ta pek heyecanla karşılanmadı. Panda, yüzüme daldı dişleri ile, yüzümü ısırdı. Sürekli kendini geliştiriyor şu ara. Şaka amaçlı, şeyler söylüyordum, bir baktım yüzüme daldı. Isırığı bitince de oh ne güzel oldu, harika görünüyor, dedi. Sonra uyandım ama dişlerini hala yüzümde hissediyorum. Öncesinde, guguklu saatimi 3.05’te çalıştırdım, bu sefer ki başka, eskiden beni aramıyorsun…